Wednesday, 2 March 2016

Belçika günlükleri II- Bruge & Ostende & Ghent



7 Haziran 2015 Pazar sabahı bir kaç gündür beraber olduğumuz Güneş`in Leuven`deki evinden çıkabildiğimiz kadar erken çıktık (Leuven-Brüksel yazısı burada). Planımız bir günde gezebildiğimiz kadar Belçika şehri gezmek :) Özellikle hedeflediğimiz şehirler tarihi `Bruges` ve Kuzey denizine açılan `Ostende`. Belçika`nın tren yolları sistemi bayağı gelişmiş olduğundan ve çoğu Avrupa ülkesi gibi küçük bir ülke olduğundan trenle ulaşım çok yaygın ve diğer ulaşım yollarına göre uygun. Biz 10 basmalık hafta sonu bileti aldığımızdan ulaşım fiyat olarak oldukça uyguna geldi. Günün sonunda ziyaret ettiğimiz şehirleri haritada şöyle işaretledim:



Bizim gideceğimiz yönlere devamlı tren var. İlk istikametimiz Bruges şehri. Trende güzelce kahvaltımızı yaptık.



BRUGES:
Bruges Ortaçağ`dan günümüze ışınlanmış ama yolda bolca turistle doldurulmuş haliyle karşımızda. Bruge şehrinin de Brüksel gibi use-it rehber-haritası mevcut. Buradan ulaşılabilir. 


 


Aşağıda solda Bruges bostanı, sağda da en güzel balkonlar listeme üst sıralardan giriş yapan, kanalın resmen içindeki ev.. En güzel balkonlar için buraya.



Şehrin Ortaçağ mimarisi etrafta yüzlerce turist tarafından çevrilenmis olmasak bizi alıp Orta Çağ`a götürdü götürecek.



Bruges da Amsterdam gibi bir kanal şehri. Bruges`tan bolca kanal manzaraları.





Kanallarda turlayan turistler.




Saygıdeğer atlar..



Güven`in panoramik denemeleri. Bence oldukça başarılılar.









Son olarak, Bruges`dan alkolizm temalı özlü sözler :D




OSTENDE:
Ostende`deye doğru yola koyulduk. Tren yolculuğu keyifli, iki katlı trenin üst katına yerleştik, tıngır mıngır yol alıyoruz. Tren yolculuğundan yapmamızdan ötürü ekstra bi mest olmuş Güven`in keyfine diyecek yok :) 




Ostende`de bizi ilk kurutulmuş balıklar karşıladı, bi de bisiklet ordusu.




Sahil kenarındaki küçük dükkanlardan aldığımız çiğ balıkları martıların gazabından korunmaya çalışarak (gerçekten korkunçlardı valla) mideye indirdikten sonra uzun sahile doğru yürüdük. Önümüzde olabildiğince geniş Kuzey denizi kumsalı ve ucundan görebildiğimiz devasa kumdan kaleler. Manzarayı ve temiz havayı bolca içimize çektik.



Aramızda `bu kadar Kuzey denizine kadar geldik, hayatta denize girmeden gitmem` diyen bir tek Güven oldu, esen soğuk rüzgara aldırış etmeden mayosunu giydi ve kahramanlar gibi kendini Kuzey denizinin soğuk sularına attı. Biz de -Güneş`in deyimiyle- miskinler olarak göbeğimiz üstüne yattık. Güven de 2 dakikaya çıktı sudan zaten :)



Kumsala serildik hep beraber, kumlar yumuşacık, güneşle biraz olsun ısınarak uyuduk, dinlendik. Erkan`ın dönüş vakti yaklaştığından, yavaştan toparlandık ve şehrin iç tarafındaki değişik mimarı yapıları geze geze tren istasyonuna vardık. Erkan`la beraber trene bindik, trende en yakın zamanda buluşmak üzere vedalaştık, o Hollanda`ya devam etti, biz de rotamızı son hedefimiz olan Ghent`e çevirdik.



GHENT:
Benzer mimarisiyle Ghent.



İlgimizi çeken kaşık çataldan yapılmış Ghent kuşu.



Ghent`te Güneş bizi adı `Dreupelkot` olan küçücük bir bara götürdü (http://www.dreupelkot.be/). Burada Belçika-Hollanda bölgesine özgü geleneksel ama hala çok tutulan bir likör tipi olan genever`in her türlüsünü bulduk. Genever`in klasik versiyonu ardıç aromalı oluyormuş ama biz burada iki sayfalık menüde onlarca farklı aromalı genever`e maruz kaldik. Geleneğe uyduk, barda minik cam bardaklara doldurulan rengarenk içkileri yerlerinden kaldırmadan birer fırt aldık sonra masalarımıza götürdük. Değişik aromalardan deneye deneye birkaç tur içivermişiz. `Ağzımızın tadı gitmesin öylece kalsın` diye hayal kurarak Leuven`e döndük.



Sonraki gün, bir sonraki Belçika ziyaretimizde ya da Güneş`in bir sonraki Viyana ziyaretinde ya da daha başka bir yerlerde görüşmek üzere sözleştik. Herşey için çok teşekkür ederek Güneş`e veda ettik ve havaalanına yollandık.

2015 Haziran, Gülşah & Güven & Güneş & Erkan

No comments:

Post a Comment