Wednesday, 24 February 2016

Belçika günlükleri I- Leuven & Brüksel


LEUVEN:
Geçen sene Haziran ayında Perşembe gününe denk gelen bir tatil gününü değerlendirip can dost Güneş`i ziyaret etmek için soluğu Belçika Leuven`de aldık.

Sabah saatlerinde Brüksel`e doğru havalandık, öğle saatlerinde de Brüksel`e vardık. Bilet makinesinden tren biletlerimizi alıveririz diye düşünüyorduk ama düşündüğümüz gibi olmadı. Makine, Avusturya`dan olmasına rağmen banka kartımızı kabul etmedi ve üstelik sadece bozuk parayla çalışıyordu. Makineden alamadık biletleri ama neyseki istasyonda bilet gişesi vardı da ortada kalmadık. Havaalanı tren istasyonunda tren biletlerimizi almayı başardıktan sonra Leuven`e doğru yola koyulduk. Bir de, Belçika`da değişik bir uygulama varmış. Eğer havaalanından ya da havaalanı yönünde trene biniliyorsa, bilete ek bir ücret ekleniyormuş, bir nevi havaalanı vergisi yani. Yaklaşık 8 avro gibi bir mebla ödediğimiz biletlerimizle trene bindik ve Leuven`de tren istasyonunda bizi karşılayacak Güneş`e doğru yola koyulduk.

Güneş`le hemen buluşabildik. Hemen eşyalarımızı eve bırakıp Leuven`de dolanmaya başladık; Güneş`i özlemiştik çok, görüşmeyeli de ne çok olmuştu, özlem giderdik, muhabbet ede ede şehirde gezindik, yavaştan şehiri tanımaya başladık. Leuven Belçika`nın Flaman bölgesinin başkenti. Leuven ve Katolik Leuven Üniversitesitelerinin varlığı ile bir öğrenci şehri. Leuven meydanına yürürken Katolik Üniversite`nin güzel binali kütüphanesine denk geldik, çalışkan insanlar `hava güneşli sonra çalışırım` dememişler kutupu doldurmuşlardı valla :)




Meydanda 15. yüzyılda yapılmış belediye binası ve binanın üstündeki heykelcikler. İlk sıra figürler şehrin tarihinde yer etmiş kişileri, üst sıralardaki figürler de sembolik-mitolojik karakterleri temsil ediyorlarmış.




Sokaklarda dolanıyoruz.



Güneş`in emrindeki sokaklar bizi `Grand Béguinage`a götürüyor. Burası şehrin güneyinde bulunan tarihi bir bölge. Béguinage, 12.yüzyıldan itibaren süregelen sadece kadınların özellikle de dindar kadınların bir arada yaşadığı ve şehrin geri kalanından ayrılmış yerleşim yerlerine verilen isim. Leuven Grand Béguinage`i ve başka Béguinage`lar kendine has mimarileriyle ve kültürel değerleriyle UNESCO Dünya Mirası listesindelermiş. Şuanda Grand Béguinage Leuven Üniversitesinin misafir araştırmacılarına ev sahipliği yapıyormuş. Belki de bir gün burada kalabiliriz diye hayal kurup kırmızı kırmızı binalarla çevrelenmiş sokaklarındaki gezinmemize devam ettik.




Grand Béguinage Dyle nehriyle ikiye bölünmüş.



Görkemli kilisesi ve kilisenin içinin 360 derece panaroması




Yürümekten yorulduk mu ne? Güneşi de kaçırmadan Belçika`daki ilk biralarımızı mutlulukla yudumladık.



Dinlenmenin hıncını kampüsünün güzelliğiyle mest olduğumuz Katolik Üniversitesini gezerek çıkardık :)



Böyle güzel çiçekleri görünce fotoğraflarını çekmeden ve orda burda şurda paylaşmadan edemiyorum :D


Güzel Leuven günümüzü akşam saat 11 olup da havanın hala aşağıdaki resimdeki gibi alaca karanlık olmasına şaşırarak bitirdik.



BRÜKSEL:
Sabah Erkan'ın sürpriziyle uyandık. Bir önceki geceki yagış ve tren raylarına yıldırım düşmesi nedeniyle trende mahsur kalan, sonrasında da bizi gece 'Hollanda'ya geri dönmek zorunda kaldım' diye haberdar edip kedere boğan Erkan'ı bir anda karşımızda görünce sürpriz oldu hepimize, ama çok güzel sürpriz :) Erkan'ın yolculuk macerasını heyecanla dinledikten sonra biraz daha uyuduk, sonrasında da kalkıp Brüksel'e doğru yola çıktık. 

Ana garda trenden iner inmez napacağımıza karar verirken yakınlardaki `Galeries Royales Saint-Hubert` uğrayıverdik.



Bu esnada, Güneş`in evindeki use-it Brüksel haritasında tavsiye edilen şehrin doğusunu kapsayan bir yürüyüş rotasını yürümeye karar verdik (aşağıda). Use-it rehber-haritasına buradan ulaşabilirsiniz, güzel olan bedava olması, istediğiniz ebatlarda basabilinir olması. Bazen hazır basılı halini turist info`larda da bulabilirsiniz. Biz use-it`le Brüksel`de tanıştık ve çok sevdik. Şehrin haritasının üzerinde işaretli farklı yürüyüş rotaları sunuluyor genelde. Eğer gittiğiniz şehirleri yürüyerek gezmeyi seven insanlarsanız bayağı faydalı oluyor. Ama sadece harita da değil, kısa kısa lokal insanlardan başarılı tavsiyeler içeriyor, özellikle de düşük bütçeyle gezenler için. Artık nereye gidiyorsak, use-it haritası var mı diye kontrol ediyoruz.



Metroya binip yürüyüş rotamızın başlangıç noktasına ulaşmak için Brükselin 19 bölgesinden birisi olan `Schaerbeek`e vardık. Bu bölge Türkler (başlıca Afyonlular) ve başka birçok çeşitli milletten insanlarla (toplam 150 farklı ülkeden), en çok göçmen nüfusunu barındıran bölgeymiş. Bu bölgedeki işsizlik son zamanlarda o kadar yükselmiş ki, bütün ülkedeki işsizlik oranından daha fazlaymış. Viyana`daki ya da başka Alamanya şehirlerindeki Türklerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerdeki gibi çeşitli Türk marketleri, restaurantları, manavları, kasapaları, camilere bakına bakına, yürüyüş rotamızının başlangıç noktası olan Chaussée de Louvain`a vardık. Burda kurulmuş bir sokak pazarına ve kalabalığa denk geldik. Dans edenler, alışveriş edenler, pek bi canlıydı etraf..



Art Nouveau tarzındaki binalarıyla bezenmiş Brüksel sokaklarını `Parc du Cinquantenaire Jübelpark`ı hedef alarak arşınladık. Yol üstündeki botanik bahçesinin çimlerinde yayılarak kısa bir mola verdik.




Bol ördekli gölet



Yürümeye devam. Brüksel`de kaldırımda dikilip saatlerce izlenebilecek bir balkon (Balkon koleksiyonu için burasi)..



Müze parkı `Parc du Cinquantenaire`..




Bir anda EU`nun kalbinde buluverdik kendimizi. Sağımız bina, solumuz bina, bi taraf Avrupa komitesi, diğer taraf Avrupa konseyi.




Yürümek karınları kazındırdı, biz de kocaman birer porsiyon yağına dolgun ve cüzdan dostu meşhur Belçika patates kızartmalarını minik heykel huzurunda mideye indiriverdik.



Durmak yok yola devam!



Avrupa Parlamentosunun dibindeki Leopold parkı.



Ama artık çook yorulduk ve çook acıktık. Güneş bizi `al jannah` isimli bir Lübnan restoranına götürdü. Zar zor daracık sokağa sığdırılmış masalardan birinde zar zor yer bulabildik ve yemeklerimizi sipariş ettik. Hapur hupur çok leziz bir yemekle karnımızı bir güzel doyurduk. İki resim arasındaki fark açlığımızı ve yemeklerin lezizliğini gözler önüne seriyor zaten :) 




Kim bilir nerden nereye giderken, bir metro selfie'si.



Bir araya gelmiş bira sever insanlar olarak her fırsatta biralarının çeşitliğiyle ün yapmış Belçika biralarını tadıyoruz. Çok çeşit denedik, bazısını beğendim bazısını beğenmedim. Ama tabi bira tadımlarımızla ilgili bütün ayrıntıları unuttum. Bir sonraki Belçika gezimizde daha şuurlu biraz içelim bari :) Aşağıdaki güzel meydanda (tam neresiydi unuttum) yavaştan geceye kavuşan akşamın tadını çıkardık.



Çok yorulduk, otururken gözlerimiz kapanıyor hepimizin biraların da etkisiyle, trenimize atlayıp uyuklayarak Leuven`e döndük.


BRÜKSEL DEVAM:
Bir sonraki gün tekrar Brüksel`deyiz, şehrin içinden geçen Zenne ırmağı.



Brüksel kiliselerini de unutmadan paylaşayım.





Görkemli `Grand Place`, gündüzü, gecesi..




Eda`ya buluştuk, bol muhabbet eşliğinde biralar içildi.



Brüksel'in meşhur mu meşhur bir işeyen bebe heykeli varmış. Her şehrin bir dolu turist tarafından sömürüldüğü yerler vardır ya, onlardan biriydi bu heykel de. Şehir yönetimi bu heykele zaman zaman değişik kıyafetler giydirip şekilden şekile sokuyormuş. Biz işeyen çocuğa şöyle bir göz ucuyla bakıp geçsek de, 'Delirium Cafe' önündeki 'Jeanneke Pis' işeyen kız heykeli ilgimizi çekti. 



'Delirium Cafe', cafe denildiğine bakmayın, düpedüz bir pub. Hem de bol çeşit biralarıyla ve bu biraların ansiklopedi kalınlığında bir kitapla müşterilere sunulduğu bir pub. Bu kitabı isteyen satın alabiliyor. 2000'den fazla çeşit birasıyla, Guiness rekorlar kitabına girmiş zamanında. Burda da değişik biralardan denemeye çalışıyoruz. Biraz zorlayınca denediğimiz biralardan bir kaç tanesinin ismi çıktı beynimden: Hoegaarden, Stella Artois, Leffe.. 




Bir sonraki günün planı Belçika`nın batı şehirlerini gezmek. Bruge & Ostende & Ghent yazısı için buraya.

2015 Haziran, Gülşah & Güven & Güneş & Erkan