Monday, 14 December 2015

Kolektif sabun yapimi

Hep evde sabun yapmak istemişimdir. Aslında bir kere yapmıştık; lisans eğitimimdeki organik kimya dersinin laboratuarında seneler seneler önce sabun yapma deneyimiz olmuştu. Sanırım sonunda sabun bile elde etmiştik ama niyeyse asistanlar yaptığımız sabunla elimizi yıkamamamız gerektiğini söylemişti :D O deneyden aklımda pek bişey kalmadı, üzerinden 10 seneden fazla zaman geçtiğinden olabilir. Yada deney sırasında başka başka şeyler yaşadığımızdan. Deneyi pek hatırlamıyorum ama o deney sırasında nerdeyse yangın çıkarttığımızı hatırlıyorum :)

Son zamanlardaki sabun yapma isteği, Ceren`le de her görüştüğümüzde onun değişik denemelerini dinleyerek, tartışarak zaten tavan yapmıştı. Ceren`le beraber sabun yapamadık henüz ama Viyana`da geçenlerde sabun yapmayı öğrenme fırsatı ayağımıza geldi. Murat`ın bir arkadaşının olan Deniz`in sabun yapma atölyesi düzenlediğini öğrendik, biz de cümleten katılmaya karar verdik.


HAZIRLIK:

Evden sabun yapımında kullanılabilecek malzemeleri biraraya toparladık. Doku- kökü amaçlı; sarı kantaron ve Civem perçemi gibi doğadan Ceren tarafından toplanmış bitkiler, defne yaprağı, karanfil, kahve, cam esansı, kekik, kahve tohumları, bitkisel çaylar vs. Balkonumuzdaki kurumuş lavanta bitkisinin topladık, Murat onu akşamdan çay gibi kaynattı ki, lavanta esansımız olsun. Sabun kalıbı olarak da kullanabileceğimiz ne varsa; silikon müffin kalıpları, küçük plastik kutular gibi.. Tabi sonrasında bu kaplar yetmeyince yaratıcılığımız sabun kalıbı seçeneklerimizi arttıracak. Süpermarketten uygun en uygun fiyatlı bulduğumuz zeytinyağı. Sodyumhidroksit (NaOH, koştik)`i Deniz`den alacağız.




Deniz, bize sabun yapımını anlatmaya başladı. Aşağıdaki derleme videoda bazı noktaların belirtiliyor. Sabunla ilgili öğrendiklerimizi özetleyeyim. Sabun yapımı süreci şöyle: ölçülen NaOH miktarı gerekli miktarda suyla açık havada karıştırılıyor. NaOH`in suda çözülmesi ekzotermik bir reaksiyon olduğundan çözülme işlemi sırasında çözelti ısınıyor ve buharlaşma gerçekleşiyor. Bu buharı solumamak gerekli, çünkü NaOH güçlü bir baz. Yine bu nedenle, koştikle çalışırken sıçramalara karşı dikkatli olunmalı, gözlük takılmalı. Bu çözelti soğumaya bırakılırken, sabun yapımında kullanılacak zeytinyağı ısıtılıyor. Eğer başka çeşit yağ kullanılacaksa, yağlar karıştırılıyor ve beraber ısıtılıyor. Eğer katı yağ kullanılacaksa, katı yağ eritiliyor ve sıvı yağa ekleniyor. Yağ parmak yakmayacak sıcaklığa geldiğinde, koştiğin içine ekleniyor, hafif bir karıştırmadan sonra rondoyla iki sıvı birbirine iyice yediriliyor. Kıvam yoğunlaştığında, önceden hazırlanan kaplara dökülüyor. Ve katılaşmaya bırakılıyor.

Aşağıdaki kısa videolar, sabun üzerine yaptığımız sohbetten kesintiler içeriyor.



Videoda da görüldüğü gibi, Deniz bize bir websitesi tanıttı:
http://www.naturseife.com/Seifenrechner/default.htm

Bu sitede hangi yağlardan hangi miktarlarda kullanılmak istediği yazılıp, ilerle tıklanınca, bize kaç gram NaOH`i kaç mililitre suyun içinde çözmemiz gerektiğini veriyor. Bu oranlar gerçekten önemli, o yüzden ölçüler hazırlanırken dikkatli olunmalı.



Sabunun pH`i, yani asitlik-bazlık dengesi, sabun ilk kalıplara döküldüğünde bazık tarafta. Zamanla, sabun reaksiyonu ilerledikçe bazıklık düşüyor ve sabunun pH`i nötr seviyelere düşüyor. Sabunun ciltle uyumlu olması ve artık kullanılabilmesi için pH`inin 7-8`e düşmüş olması gerekiyor.  Buna ilaveten, katı yağın sabuna etkisini konuşuyoruz. Katı yağın, sabunun köpürmesini sağladığını öğreniyoruz. Hayvansal olmayan bir katı yağ seçeneği hındaştan cevizi yağı. Biz denemelerimizden sadece bir tanesinde hindistan cevizi yağı kullandık.

Sabun konusunda yeterli bilgi edindiğimizi düşünüyoruz ve pratikte sabun yapımını denemeye karar veriyoruz. Eksik malzememiz olan NaOH`i Deniz`den temin ediyoruz.



AKSİYON: Let the action begin!

Malzemelerimizi toparlayıp denemelere başlamak için eve geçiyoruz. Ekip ise koyuluyor.




Sabun kalıplarımızın içlerine değişik çeşitlerde sabunlar yapmak için değişik bitkiler yerleştiriyoruz. Başta kalıplarımız rengarenk, romantik ve çok şekiller..





Kaplar sabunla doldukça, karton bardaklara, ketçap kutusuna, zeytinyağı şişesi dibine kadar düşüyoruz, yaratıcılık seviyesiyle ters orantılı olarak :D




Gerekli hesaplamalarımızı yapıyoruz.



NaOH`i lavanta suyu kullanarak çözelti haline getiriyoruz. Çok güzel kokuyor.

Yağla karıştırdıktan sonra, kalıplara döküm..


Birkaç seferde sabun yapıyoruz. Videolar denemelerimizden kesitler içeriyor. Görüntü güven, kurgu-montaj Özge.

Deneme 1:



Deneme 2:



Deneme 3:



SONUÇ:

Kalıplara dökülür dökülmez, sıcak sıcak sabunlar.



Özge onları yavaş yavaş kalıplarından çıkartıyor.













Ve sonuçta, çeşit çeşit şekil şekil sabunumuz oluyor. En kısa zamanda yeni fikirler denemek üzere tekrar sabun yapımı denemek üzere sözleşerek, bir güzel paylaşıyoruz sabunlarımızı..


KALİTE KONTROL:

Herhangi bir sabunun cilde uyumlu olması için pH`inin koştiğin çok yüksek pH`ından düşmesi gerekiyor. İnternetten okuduğuma göre, iyi bir sabunun pH`i 8`den düşük olurken, pH`i 8-10 arasında olan sabunlar da kullanılabilirmiş. Labtan ödünç aldığım bikaç pH ölçer kağıtla sabunların pH`larını ölçtük.




pH yaklasik 10 civarinda cikti. Biraz yuksek mi diye kaygilandim ama sonra evdeki baska baska sabunlarin pH`ini olcmeye basladim. Turkiye`den getirdigimiz defne sabunundan, ev yapimi sabunlara kadar memnun olduğum bütün sabunların pH`i böyle yüksek çıktı. Biraz daha bekleyip, sabunları yavaştan kullanmaya başlamaya karar verdim.

SONUÇ (bir kaç ay sonra):
Mükemmel. Sabunlarımızı denedik, çok güzel köpürüyorlar, buram buram lavanta kokuyorlar ve üstelik elleri de kurutmuyorlar. Güzel görünümlü olanları kağıtlara sardım, kurdeleledim ve sevdiklerimize dağıtmak üzere hediyelik yapıverdim.




---THE END---

2015 Kasim, Sabuncular (gülşah & güven & Leyla & Ozge  & Iren & Murat)

Sunday, 13 December 2015

Midilli ruyasi

Dikkat: Bu yazı çok leziz yemek fotoğrafları ihtiva eder. Açken okumayınız! :)

Kışın şu soğuk gününde, dışarda kar-yağmur arası bişeyler yağarken, Midilli ile ilgili yazı yazmak ne kadar akıllıca acaba? Yazıya eklemek için resimleri seçmem, o muhteşem deniz ve yemek resimlerine tekrar bakmam gerekecek. Ve ben Midilli`de olmak isteyeceğim.. Zaten istedim bile, o yüzden yazayım da içim açılsın bari.

2015 yaz tatilimizde Türkiye`nin bir ucundan bir diğer ucuna yolculuk ederken, bir kaç gün Midilli`de tatil yapmak için rotamızı Ankara`dan tam Batı`ya çevirdik ve bir Temmuz sabahı Ayvalık`a vardık. Sabah vapurunu yakalayıp, Midilli`ye geçtik. Neyse ki bayram sonrasındaydık da, inanılmaz pasaport kuyrukları beklemek zorunda kalmadık.

Vapur biletleriyle ilgili kısa bir not düşmekte fayda var. Git-gel Türkiye tarafından satın alınan vapur biletleri, Midilli`ye satıl alınan tek yön bilet ve Midilli`den Tr`ye satın alınan tek yön biletin toplamından daha pahalıya denk geliyor. Vergi mergi derken Türkiye tarafı turistleri başka seçenekleri yokmuş gibi düşünmelerini sağlayıp, hertürlü kazıklıyor yani. Biz bunu tesadüfen öğrendik, ama işimize de geldi. Geri dönüş biletini adadan alarak kara bile geçtik.

Pasaport kontrolündeki polis, Avusturya oturum kartımı görünce, muhteşem Almancası`yla benim muhteşem Almanca`mı kontrol etti ve belgelerimin sahte olmadığından emin oldu. Ve Yunan topraklarına giriş yapmış bulunduk. Midilli`ye varınca ilk iş, hemen liman karşısında ofisi olan Discover Car Rental`dan (http://www.lesvoscar.gr/) arabamızı kiralamak oldu. Bu acentayı Midilli`de yaşayan arkadaşımız tavsiyesinde bulduk (kendisinin muhteşem bir bloğu var, bize çok faydası oldu: http://www.cukurcumatimes.com/search/label/Gezi). Arabayla ilgili hiç bir sorun yaşamadık. Arabaları önceden ayırtmakta yarar var, bazen araba kalmayabiliyormuş. Biz rent-a-çar ofisinden George`la Türkiye`deyken konuşup rezervasyon yaptırmıştık. Muhtemelen başka firmalardan bir şekil araba bulunur, ama hem daha masraflı olabilir hem de fazla zaman kaybettirebilir. Araba kiralamayla ilgili işimizi hallettik, çantalarımızı ofiste bırakıp Midilli`nin şehir merkezi olan Mitilini`de dolanmaya başladık.

Başlangıç olarak Ermou sokağı..





Mitilini sokaklarından birinden..



Yine merkezde eski ama çok eski bir cami..



Ve ilk iki gecemizi geçireceğimiz Skala Mistegnon`daki Petalidi otele doğru yola koyulduk.



Otelin bahçesine bakan balkonu olan küçük ama güzel odamıza yerleştik.



Skala Mistegnon`un bir sonraki koyundaki Poseidon tavernasında mükemmel komşu yemeklerini denemeye başladık :D Ahtapot köfteleri ve salamura sardalyalar çok lezizdi..




2. GÜN:

Otelin olduğu koyun denizi tek kelimeyle harika. İnanmazsanız kendiniz bakın, besberrak bir deniz, işte böyle..



Bu güzelliğin tadını her sabah kahvaltıdan önce yüzerek tadını çıkardık.




İkinci günün hedefi güney şehirlerinden Uzo`nun memleketi olan `Plomarı` ve şirinliğiyle, değişik el zanaatlarıyla nam salmış, bizim de kalbimizi fetheden `Agiasos kasabası`.







Agiasos`un kahvehanelerinden..




Kahvede Yunanistan renkleriyle tavla keyfi, Frappé ve reçel eşliğinde..




Tavlayı ben yenince tahmin edin kimin keyfi iyice yerine geldi, kimin keyfi kaçtı :D




Böylece Plomarı`ye geldik..



Plomarı sokaklarında dolanmaya koyuluyoruz.




Manastırın bahçesinden..



Plomarı, uzo`nun kalbiyken yüzyıllardır uzo üreten Barbayanni ailesinin uzo fabrikasını ziyaret etmeden olmaz.  Barbayanni ailesinin yakışıklı üyelerinden birisi bize etrafı gösterdi. Biz de uzonun yapımıyla ilgili bilgileri kuşanıp, ikram edilen 4 çeşit uzoyu tadıp, hediyelik uzolarımızı alıp şehri keşfetmeye devam ettik.




Biraz daha sokaklardan..









Akşam yemeğimizde, küçük bir büfeden aldığımız souvlaki, gyros ve tatziki yedik. Çok çok iyilerdi.







Sokaklarda dolanmaya devam.. Taş binanın gece hali.. Ve duble Yunan-Türk kahvesi keyfi..



Akşam saat ilerledikçe sokaklar insanlarla dolup taşmaya başlıyor, sokaklardaki masalar dolu, ailelerle arkadaşlarla. Kalabalık, gürültülü, canlı ve neşeli. Düğün havasında yaşanan bir akşam. Tadını çıkarıyoruz ama yolumuz uzun olduğundan çok geç saate kalamadan yola koyuluyoruz, gönülsüzce..





3. GÜN:
3. günün planı şöyle; otelden çıkış, Midilli`nin kuzey koylarından Skala Sıkamineaş`ı ziyaret ve Midilli`nin ikinci büyük şehri Molivos`a varış. Sağımızda Ege deniziyle Skala Sıkamineaş`a doğru yola çıktık. Sonsuz deniz manzarasının yanında, `aa Türkiye`de miyiz acaba` diye düşündürten manzaralara da denk geldik, şu maksimum yüklenmiş kamyonet gibi :)




Skala Sikamineas




Bahçe güzelleri.. Bu çiçeklerin adını sanını bilen varsa da, ayrıntıları benimle paylaşırsa sevinirim. Deniz kenarındaki hayal ev bunlarsız olmaz, bıkere aklıma düştüler. Gerçi hayal ev Plomarı`de olursa, gelip burdan çiçekler ödünç alınabilir :D




İzgaraya gitmeden önce güneşte bikaç saat kurutuluyormuş ahtapotlar..



Denizin nerdeyse içindeki şapel.




`İ Mouria tou Myrivili`daki öğle yemeğimiz..




Yemeye zorla kıydığımız, boğazımızdan kayıp giden kızartilmiş kabak çiçeği peynir dolmaları..



Bezelye favası..


Yunan salatası..


Bu leziz yemeklerin şerefine, bu ekmek dilimini Midilli adası şeklinde kemirdim ehehe :)



Müessesenin ikramı.. Tereyağ yerine zeytinyağıyla yapılmış hafif mi hafif ırmık helvası..



Karnımız mis gibi yemeklerle dolu, keyfimiz yerinde. Arkamızda Assos`la selfie`mizi çekinip, Molivos`a doğru yollanıyoruz.



Yollarda, sonradan da çok duyacağımız, bir insanlık dramına şahit olduk. Hertarafta yığın halinde lastik botlara, can yeleklerine denk geldik. Suriyeli mülteciler akın akın kaçak şekilde Türkiye kıyılarından adaya geliyorlar, adadan Avrupa`ya geçip orada daha iyi bir yaşam kurabilme umuduyla. Sıcakta karayollarında konvoy halinde, çoluklu çocuklu, şehir merkezindeki mülteci kampına ulaşmaya çalışan mülteciler gördük.







Karmaşık düşüncelerle Molivos`a varıyoruz. Son iki gecemizi geçireceğimiz Marianthi Toroz Rooms & Studios`a yerleşiyoruz. Molivos sokaklarının akşam halini keşfe çıkıyoruz.



Molivos limanı




Daracık yol kenarında saatlerce müzik yapan, arada uzosunu yudumlayan esrarengiz müzisyen..



Midilli`de arkadaşlarla karşılaşmanın verdiği sevinç, müzik eşliğinde eşsiz muhabbet..



Yine mezelerle karnımız doyurduk, bu sefer kabak çiçeği dolması ve ahtapot izgara.





Uzolar da afiyetle içildi.



4. GÜN:
Pansiyonumuzun sahibi `Evi`, çok arkadaş canlısı ve yardımcıydı. Odamız geniş ve balkonlu. Kahvaltılarımızı bahçenin bir  çiçeğinden diğer çiçeğine konan kelebeklerle beraber yaptık. Huzur doluydu.







Artık dönüş zamanı geldi. Mitilini`e doğru yola koyulduk. Yol üstündeki durağımız, çıplaklar kampıyla ünlü Skala Eresou plajı oldu.

Plaja göz atıp, fazla oyalanmadan merkeze geçtik. Midilli`den ayrılmadan (bi dahaki sefere kadar :) ), uzun süre böyle güzel yemekler yiyemeyeceğimizi bildiğimizden, kendimize son bir ziyafet çekmek istiyoruz. Veda yemeğimizi Ermou sokağının sonundaki meşhur `O Ermiş` tavernasında yemek istiyoruz. Buarada etrafta dolanırken farkediyoruz ki, merkezde bütün dükkanlar kapalı. Çünküüü, Yunanlılar öğle yemeğinden sonra güzellik uykusuna yatıyor. Keşke her kültürde olsa `siesta` olayı.. Korktuğumuz, tavernanın da kapalı olabileceği. Neyse ki, değildi. Ama sahibini sanki uykudan uyandırmışız gibi -belki gerçekten uyandırdık- terstı. Türkçe yerine İngilizce konuşmamıza kızdı :) Ama sonra buzlar eridi.. Hele ki yemekler gelince.



Damardan uzo alan bir Yunan..



Kalloni körfezinden sardalya..



Börülce..



Kızartilmiş Midilli peyniri (Ladotiri)..



Bakla..



Veda.. Artık adadan ayrılıyoruz. Midilli`ye bayıldık, özellikle yemeklerine, çığrından çıkmamış turizm anlayışına, mahvedilmemiş doğasına, sıcak insanlarına. Yani kalbimiz Ege`de kaldı.. Bi zaman geri dönüp bıraktığımız kalbimize kavuşabilme dileğiyle..



2015 Temmuz, Gülsah & Güven